Bu aralar işten eve dönünce beni bekleyen direktörümle ya bu köşeyi dağıtıyoruz ya da

bu köşeyi. Hakkında köşesine bir de "oyun arkadaşı" ibaresini eklemeliyim sanırım.
Dün bu yazıyı yazdıktan sonra biraz daha düşündüm bu konuda. Ortaokulu bitirene kadar ne zamanlar annemler arkadaşlarıyla bir araya gelseler, ben çocukları oynatmaktan sorumlu olurdum. Bu görevi keyifle üstlendiğimi hatırlıyorum ama aradan 15 sene geçince ve kendi çocuğum olunca birden bir çocuğu oynatmak görevinde çok zorlandığımı fark ettim. Ayşe İkbal’in oyun oynamasını, oyuncak yumurtasına tuz dökmesini, oyun oynarken olayları kavrayışını fark etmeyi çok seviyorum.
Ama gel sen de oyna dediğinde ilk başlarda kaçacak yer aradığımı fark ettim. Şimdilerde ya ben tekrar oynamaya alıştığımdan ya da oyuncaklarını ben de sevdiğimden daha kolay zaman geçiriyoruz. (Tost makinesini 2 yaşından önce kullanmayı beceremez belki ama anne istiyor diye aldık. 3 yaş için tavsiye edilen mutfak – ocak seti için ise kendimizi tutma kararı aldık)
Diğer annelerin bu görevi nasıl başarıyla yönettiklerini, 1bebek-çocukların (özellikle 18 aylıkların) nelerle oynamaktan hoşlandıklarını (özellikle sağlığa zararlı olmayanlardan) paylaşmak isterseniz bu acemi anneye çok yardımcı olursunuz…
Bu yazının ilham kaynağı Lisa Mahar‘ın evi ve oyuncaklarla ilgili görüşleridir…
Hatice için bir cevap yazınCevabı iptal et