Geçtiğimiz cuma günü bir ilke imza atıp Ayşe İkbal'i babaanne ve anneanneye emanet ederek 3 günlük bir geziye gittik. Gezimizin ilk durağı en son 8 ay önce gittiğimiz Diyarbakır'dı. Yukarıdaki fotoğraf benim Diyarbakır'a her defasında gidişimin sebeplerinden biri. Bu manzaranın verdiği huzuru bir de boğaza bakarken yaşıyorum ben.
Bir diğer sebebi önceki yazımda da tanıttığım kahvaltıları. 3 gün boyunca her sabah güneşin ilk ışıkları ile otelden çıkıp gittiğimiz Mustafa'nın Kahvaltı Dünyasındaki sofra ve cennet tabağı.
Gezimizde bu defa öncekilerden farklı olarak Mardin ve Midyat da vardı programda. Malabadi köprüsünden, pek çok kilise ve camiye kadar farklı yerleri ziyaret etsek de bu blogun amacına uygun olarak yemek için alternatif yerleri göstermek hem daha doğru hem de daha zevkli geliyor bana.
Mardin'deki yemek durağımız Ebrar Mahalli Yemek Salonu oldu. Sembusek'ten içli köfteye, dolmalarından etli pilavına Mardin yemeklerinin tadına bakmak için doğru bir tercih olabilir burası.
Ancak tüm gezi içinde benim için en özel yeri olan Midyat'tır şüphesiz. Annemin 30 yıl önce Malatya öğretmen okulunda beraber okuduğu ve bana bulmam için yıllarca bahsettiği arkadaşı Nilgün hanım, Portakal Ağacı sayesinde annemi bulmuş ve Midyat'ta olduğundan bahsetmişti. Midyat'a ayak basışımızdan itibaren beni 30 yıldır görmediği arkadaşı gibi kucaklayan, yeni atlattığı rahatsızlığına rağmen mükemmel bir ev sahipliği ile bizi Dünya Et Lokantası'nda ağırlayıp, çarşıyı bizimle gezen Nilgün hn bizi hem macup etti, hem de eskinin dostluklarının, Anadolu insanının kıymetini daha iyi anlamamızı sağladı.
Hem Diyarbakır ve Midyat'taki dostlarımız hem de yolculuğumuz sırasında tanıştığımız ekip arkadaşlarımız aslında tüm gördüklerimizden ve yediklerimizden daha değerliydi benim için. İyi insanların ve güzel dostlukların var olduğuna ve yenilerinin kurulmasının da mümkün olduğuna inandırdılar beni…
mormakas için bir cevap yazınCevabı iptal et