2003 yazıydı. Türkiye’de “blog” kelimesinin ne olduğunu bilen kişilerin sayısı belki 50 kişiyi bulmazken 22 yaşındaki bir kız Vanilya paketinin arkasındaki kurabiyeyi yapıp kurduğu bloga yüklemişti. Adını Portakal Ağacı koymuştu, çünküne isim koysam diye düşünürken gözlerini kapattığında hayaline portakal ağaçları gelmişti. Portakal Ağacı’nın poğaçaları, teyzesinin salataları, annesinin sofraları, ablasının pastaları derken ne çok şeye şahitlik ettiniz. Videodaki güzel şeyler diyorken; sözlendiğimi söylediğimde en yakın akrabalarım kadar heyecanlanmalarınız, çocuklarımın doğumunda teyzelik mutluluğu yaşamanız, 8 aylık kızımla bize hac çıktığını söylediğimde sevincinizi; üzüntülerim derken 4. evladımı kaybettiğimde nasıl ağlayacak bir omuz olduğunuzu (sonrasında başka kayıplarım olsa ve ben yazacak cesareti hiç bulamasam da o ilk kaybımdaki desteğiniz diğerlerinde bile dik durmamı sağladı), büyükbabamı kaybettiğimde yolladığınız hatimleri, yasinleri asla unutamıyorum. Videoda ağlamamıştım ama buraya yazarken gene ağladım, iyi mi 🙂 Benim hayatıma katkınızı anlatmaya kelimelerim yetmez, dilerim bundan sonra da hep tarifler, yemekler, sofralar, muhabbetlerle güzelliklere vesile oluruz. Portakal Ağacı’ndaki tariflerin en sevdiğim tarafı sizlerin yaptığınız yemekleri kendi hikayenize dahil etmiş olmanızdı. Kiminizin ilk gurbette yoldaşı oldu, kiminizin ilk evlendiği zamanlar çorba yapmayı, mayalı poğaçayı öğrendiği siteydi. Kiminiz incirli tatlı tarifiyle nam saldınız. Kiminizle yemeklerle değil de çok sonradan sosyal medya vesilesiyle tanıştık, mükemmel olmayan hallerimize birlikte güldük, ilim çabalarımızda birbirimize destek olduk. Sizin için Portakal Ağacı ne demek veya Portakal Ağacı’nın hangi tarifinin sizin için ayrı bir yeri var yazarsanız çok çok mutlu olurum. Her dem yeniden muhabbetle….

Bir Cevap Yazın